AORT
ANEVRİZMASIYLA YOLCULUK
Dünya Kalp
günü Eylül ayının sonu denk geliyor. Uzun zamandır dile getirmek istediğim bir
konuyu kalp hastalıkları farkındalık günü yaklaşıyorken atlamadan içinde
yaşayan biri olarak kaleme almak istedim. Bu konuda farkındalık oldukça düşük,
tanı konduğunda içine düşülen boşluk bilinçsizlikten dolayı oldukça büyük.
Uzunca bir süre havada asılı kalmış gibi bir o yana bir bu yana savrulduğunu
hissediyor insan.
On bir yıl
önce kızım daha çok küçükken bir türlü anlam veremediğim ağız burun uyuşmaları
yaşamaya başladım. Dönem dönem şiddetli baş ağrıları, neredeyse şuur kaybına
giden boşluklar. İlk başlarda geçer anlık yorgunluklar, yoğunluklar diye
düşünürken işin boyutu giderek değişmeye başladı. Araç kullanırken başıma bir
şey gelecek diye endişe duyar oldum. Bir gün, “Ben buna artık dayanamıyorum.” deyip
randevu bulabildiğim en yakın devlet hastanesine gittim.
Kardiyologlarla
ilk tanışmam bu değildi. Daha önce de
bir trafik kazası sonrası tansiyonum yükseldiği, zaman zaman sol kolumda ince
sızılar hissettiğim için de özel hastanelerdeki doktorların kapısını çaldığım
oldu. Hatta ismini vermeyceğim bir doktor, dava etsen edilir, “Sizin kalbinizi
durdursam yarım saat sonra kendiliğinden çalışmaya başlar, o kadar güçlü.” deyip
muayene süresi boyunca şeker hastalıkları üzerine kurduğu web sayfasının
reklamını yapmıştı. Benim o ince sızılarım, sol göğsümdeki ağrılarım zamanla
başka bir boyuta ulaştı. Randevu bulabildiğim bir devlet hastanesine koşarak
gittim. Hiç unutmuyorum, daha uzmanlığını belki de tamamlamamış genç bir
doktor, ultrasonla kontrol esnasında “Sizde aort anevrizması var, takibe
alınmalı, uzman bir hastaneye gitmelisiniz. Sınır kadınlar için 50 mm, sizin
aortunuz 43,9 mm olmuş.” dediğinde duvara tosladım desem yalan olmaz. Normal
ölçü ne kadar diye sormuştum ilk olarak, 25-30 mm civarı demişti. Ben aort
damarımı neredeyse ikiye katlamışım ama hayat telaşında bunu tam olarak anlamam
zaman almış.
Apar topar bir
kalp hastanesine gittim (devlet kurumu). Bunu özel hastanelerdeki hizmetlerden
ağzımın payını almış biri olarak özellikle belirtiyorum. Şanslı olduğum taraf,
o hastanede alanında uzman bir aile dostumuzun hekim olarak çalışıyor
olmasıydı. Tüm tetkiklerim aynı öğleden sonra birkaç saat içerisinde
tanımlandı. Genç doktorun teşhisi onaylandı. Detaylı damar ölçümünde sonuç 44
mm çıktı. Ben içi boş bir çuval gibi yere yığılmak üzereyken reçetelere;
tansiyon, ritm düzenleyici ilaçlar yazıldı, öneriler getirildi. Henüz ameliyat
sınırına gelmemiş. “Dikkat edersem bir ömür de bu şekilde kendimi
koruyabileceğimi,” söyledi doktor.
“Stresten uzak
duracaksın, kesinlikle ağır kaldırmayacaksın, kendini yormayacaksın, ağır spor
yapmayacaksın, tuz tüketmeyeceksin, grip gibi hastalıklardan uzak durup
öksürmeyeceksin göğüs kafesinde basınca neden olur, sindirim sistemin mükemmel
çalışmak durumunda, tansiyonun yükselmeyecek, günlük hafif tempolu yürüyüşlerle
vücudunu zinde tutacaksın vs. vs.” O zaman kızım daha dört yaşındaydı ve
kesinlikle ağır kaldırmamam öğüdü benim onu bir daha kucaklayıp yukarı
kaldıramama anlamına geliyordu. Çalışıyorum, evde küçük bir çocuk benim
yorulmamam gerekiyor. Her şey daha doğrusu benim zihnimin içi bir anda tepe
taklak oldu.
Bunları,
süreci yaşayan biri olarak yazıyorum. Bu aslında yeni bakış açısı, yeni yaşayız
biçimi geliştirilmesi gereken bir durum. İlk günlerde duvara 250 km’yle çarpmış
gibi hissetsem de bir gün kendime “Kararıp oturmakla olmaz hayat devam ediyor,
yeni bir anlayış geliştirmeli ve hayata yeni halinle uyumlanmaya çalışmalısın.”
dedim.
Üç dört ayrı
doktora gidip durumu teyit ettirdim. Hepsi aynı şeyleri tekrarladı. Stressiz,
hafif tempolu bir hayat.” Haydi bakalım biraz yüklerinden kurtul.” dediler. Bu
konuda eşime ne kadar minnet duysam azdır. Süreci en kolay anlayan ve benim
için kolaylaştıran kişi oldu. Üzerinden on bir yıl geçti, elime bir ekmek alsam
taşıtmaz.” Kızım biraz büyüyene kadar tam zamanlı bir yardımcı aldık, biraz
büyüdükten sonra birkaç güne, sonra haftada bir gün derken süreci yavaş yavaş
normalleştirmeye başladık.
Süreci
anlamayan yakınlarım oldu. Herkesin her şeyine yetişmeye çalışan ben kalan
gücümle hayatımı yeniden kurgulamaya ve devam ettirmeye çalışırken ebeveynlerim
tarafından hırpalandım, yetmedi onların yakınları. Kimse, “Sen ne haldesin?”
diye sormuyor “Bizim için neden yapman gerekenleri yapmıyorsun?” noktasına
geliyordu. Oysa ilk günlerde bir saat ayaktaysam bir saat yatıyordum. Bu
süreçte çok ağır günler de geçirdik. Babam ağır hastalıklardan geçti, her şeye
rağmen koşturdum. Pandemi döneminde eve kimseyi alamıyorsun, çocuğun dışarı
çıkması yasak, yalnız bırakamıyorsun daha küçük. Derken babamın kaybı, içine
düştüğüm zor durum iki kere üst üste covit geçirdim. Dört ay süründüm desem
yalan olmaz. Aort damarım da 6-7 yıldan sonra o zaman 2 mm daha genişledi.
Kardiyologlardan
biri hastalıklar konusunda aile geçmişimizi araştırırken babamın kalp hastası
olduğunu öğrendiğinde “Erkek kardeşiniz varsa, bana gelsin demiyorum ama
mutlaka bir kardiyoloğa görünsün.” demişti. o günlerde. Ben ağabeyime bunu
söylediğimde “Benim bir şeyim yok.” diye fırçalamıştı beni. Bu sözü hafife
almayın ağabeyimi sonra zor yetiştirdim doktora. İlk gittiğimizde kalp
performansı %15’te seyrediyordu. Neyse ki Yüksek İhtisas Kalp ve Damar
Hastalıkları Hastanesinde uzman kadroların konsültasyonuyla anjiyosu başarıyla
gerçekleşti ve sıkı takiple kalp performansı 1,5 yılda yüzde altmışlara tekrar
döndü. Bir ailede kalp hastalığı varsa çoluk çocuk herkes kontrol ettirilmeli.
Tedbir hayat kurtarır.
Hala sabah
akşam tansiyonumu ölçerim. Yükse çıkarsa yarım tansiyon ilacı içerim, düşükse
birkaç adet zeytin yerim ya da bir soda içerim. O herkesin tuzlu ayran için
önerisi benim için pek uygun değil. Direk tuz alımından kaçınırım. Benim için
yüksek tansiyon 80-120, kalp ritmi 80 sınır bölgesi. 60-90 tansiyon, kalp hızı
60, tolerans olarak artı eksi 5 değeriyle hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum.
Tansiyonum 55-85’in, kalp hızı 50’nin altına düşerse en ufak soğuk algınlığı,
küçük bir zehirlenme baygınlık geçirmeme neden olabiliyor. Aort sıkı takip
gerektiren bir durum. Doktorların tanısına göre ben asendan aort anevrizması
taşıyorum. Yani kalbin hemen çıkışındaki bölgede damar genişlemesi var. Üstüne
kalp kapakçığı yapısı da doğuştan normale göre farklı. Herkesin aort kapakçığı Mercedes
amblemi gibi benim kapak bir dairenin ortadan ikiye bölünmüş hali gibi,
biküspit kapak olarak tanımlanıyor. Kanın pompalanması esnasında damar
duvarlarının her bölgesine eşit basınç uygulanmadığı için zamanla genişlemeye
neden olabiliyormuş. Bu dünyaya uyumda zorlanmamda vardı bir neden bunu anlamam
ancak kırklı yaşlarıma denk geldi. Kırık kalp, yorgun hayat… Aort anevrizma asendan
ve desandan olarak ikiye ayrılıyor. Ben asendan olandan muzdaribim ama göğüs
kafesinden karna doğru ilerleyen bölgede var olan genişlemeler desandan
anevrizma olarak tanımlanıyor ve birçok insanda bu da görülüyor.
İlk başlarda tansiyonum
yükselmesin diye hiç tuz kullanmadım, peynir/zeytin tüketmedim, hiçbir hamur
işine elimi sürmedim ta ki ufak bir zehirlenme sonrası baygınlık geçirene kadar
tabiri caizse çok düşük tansiyonla 6-7 yıl Leyla gibi dolandım. O gün sıfır
tuzun tam olarak sıfır tuz demek olmadığını anladım. Bedenini tanıyıp takip
edeceksin ona göre ilerlemeye devam edeceksin. Artık peynir/zeytin
yiyebiliyorum. Tansiyonum düştüğünde yemeklerime biraz kaya tuzu öğütebiliyorum
ama yemek pişirirken hala hiç tuz kullanmam. Hamur işlerine gelince oldum olası
börek çörek çok sevmem; yaş itibariyle uzak durulması gereken vücutta her
şeyden daha çok su tutan besin türleri. Üzerine kırklı yaşlarımdan sonra
gelişen glüten hassasiyeti de eklenince pizza, makarna, hamburger, börek/çörek,
poğaça, ekmek, hamur tatlıları bunların hiçbirini neredeyse hiç tüketmiyorum. İnsan
olarak benim de nefsime yenik düştüğüm zaman zaman lahmacunların, mantıların
ucundan tırtıkladığım oluyor elbette ama sonu genellikle pişmanlık. “Ah ne iyi
ettim.” diyemiyorum bir türlü.
Her gün egzersiz
mutlaka yapıyorum. Hareket oldum olası benim hayatımın bir parçası. Bir saatlik
yürüyüşümü aksatmam; sabah ya da gün içinde yürüyemezsem mutlaka gece eksiğimi
tamamlarım. Haftada 3-4 gün gece 10-11 arası televizyon izlerken hafif pilates
hareketlerimi mutlaka yaparım. Kullandığım ritim ilacı hareket kabiliyetimi
baskılasa da yaşıtım birçok insana göre daha hareketli olduğum söylenir. Hatta
kızım, “Anne birçok arkadaşımdan daha enerjiksin,” der. Her
şeye rağmen anlık yorgunluklar yaşıyorum, kendimi zorlamıyorum ve mutlaka
dinleniyorum evdeysem yarım saat uyuyorum. Kendinize ve çevrenize faydalı
olabilmek için öncelikle siz sağlıklı olmak durumundasınız.
Tanıyı ilk
aldığım günlerde raporlu üç adet ilacım vardı. Bir yıl sonra birini tamamen
kaldırdılar, ikinci yıl tansiyon ilacımın dozu yarıya düşürüldü, üçüncü yıl
tansiyon ilacımı tamamen kesti doktor; sadece ritim ilacımla devam etmeye başladım.
Dördüncü yılda ritim ilacımı da yarıya düşürdüm. Zaman zaman ihtiyacım olduğunda
tam olarak alıyorum, ya da tedbir amaçlı tansiyon ilacım hep yanımda oluyor,
bir yarım içiyorum. İhtiyacım olduğum kısmını atlamadan belirtmek istiyorum
travmatik durumlar ilacınızı almış olsanız da kalp atışlarınızı normalin
üzerine çıkarabilir dikkatli olunması gerekiyor. Bunun en ağır örneğini yoğun
bakımda yatan babamın telefonla kaybını öğrendiğimde yaşadım. Kalbim tam olarak
zembereği boşalmış bir saat gibi kesintisiz bir şekilde atmaya başladı ve ben en
yakın koltuğa oturup “Sanırım ilaç içip herkese öyle haber vermeliyim.” diye düşünmüştüm.
Yoksa ayakta duramayacaktım.
Bu kadar riskli
bir hastalık taşımama rağmen kan değerlerimin hepsi sınır değerleri içerisinde
çıkar. İlaçlarımın bu kadar azalmasının ve değerlerimin bu kadar iyi çıkmasının
nedeni hareket ve beslenme kurallarına gösterdiğim özen.
Aort
anevrizması sadece olduğu bölgeyi değil tüm vücudunuzdaki damar akışını etkiliyor
bu nedenle dikkatli olunması gereken birçok alan var. Ağrı kesicileri, burun
açıcıları, boğaz spreylerini kullanmakta zorlanıyorum. Kullandığım ilaçla
etkileşiyor ve ben tüm vücudumdaki kan akışını hissediyorum ya da tansiyon
dengemi bozabiliyor. Çok ihtiyacım olursa ağrı kesicilerin çocuk versiyonlarını
ya da sadece Parol içerim. Onun için grip aşılarını sonbaharda mutlaka yaptırırım,
pandemi döneminde aşılar üretilmeden önce evladiyelik zatürre aşısını ilk
yaptıranlardan olabilirim. Aşı karşıtı görüşlerin yanında pek duramıyorum.
Kronik bir hastalığım var ve salgın hastalıklardan uzak durmalıyım. Kışın
kapalı, kalabalık ortamlara çok girmemeye özen gösteriyorum girersem de mutla
maske kullanıyorum.
Bu kadar çok
kriterle aort hastalarının gözünü korkutmak istemem ama benim yaşadıklarım
belki de birçok hastanın yaşadığının yüzde yirmi beşi olabilir. Bir mühendis
mantığıyla yönetiyorum sağlığımı. Verileri izliyorum, bu verilerde vücudumun
dayanabileceği tolerans sınırlarını biliyorum. Yapılmaması gerekenlerden ve
beni zorlayan ortamlardan uzak duruyorum.
Aort
anevrizmalarının hastanelerdeki takip süreçlerinde de hekimlerin bakış açısı
birbirinden farklı olabiliyor ancak ben edindiğim izlenimleri paylaşabilirim.
İzleme sürecinde hiçbir aort hastasına efor testi ve normal anjiyo önerilmez.
Ultrason ile izleme yapılır, damar kontrolleri bilgisayarlı anjiyografi ile
gerçekleştirilir. İlk zamanlar, “Altı ayda bir bilgisayarlı ajiyo yaptırmalısın.”
diyen doktorlar oldu, ancak bir kadın kardiyolog “Bir kere yapılmış durum
tespit edilmiş bundan sonra ultrason ile izleyeceğiz, ihtiyaç olursa BT
yapılacak. BT normal bir röntgen filminin 400 katı radyasyon içerir, altı ayda
bir BT yapılması göğüs kanserine neden olur.” demişti. Aslında yapılmaması ve
yapılmaması gerekenlerin listeleri düşündükçe uzayabilir ancak ben en temel
olanları kaleme aldım.
Doğal olarak
bu konuda uzmanların çok sayıda makalesi var ancak hasta yorumları internet
sitelerinde kısa kısa yer buluyor. Hastalığı yaşayan ve bunu yazıya dökebilecek
biri olarak, bunun bir korku değil yönetilmesi gereken bir süreç olduğunu
açıklama gereği duydum. Zaman zaman çevremde bu tanıyı alanlarla karşılaşıyorum
ve içine düştükleri paniği anlayabiliyorum. Aynı yollardan ben de geçtim ama
alıştım ve hayatımı başarabildiğim kadarıyla kendim için kolaylaştırdım.
Stresten uzak bir hayat elbette mümkün değil ancak zorunlu olunmayan stres
kaynaklarından uzak durmak bir yöntem olabilir.
09.09.2026
Serap YENİLMEZ
ÇETİN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder