9 Eylül 2026 Çarşamba

 

AORT ANEVRİZMASIYLA YOLCULUK

Dünya Kalp günü Eylül ayının sonu denk geliyor. Uzun zamandır dile getirmek istediğim bir konuyu kalp hastalıkları farkındalık günü yaklaşıyorken atlamadan içinde yaşayan biri olarak kaleme almak istedim. Bu konuda farkındalık oldukça düşük, tanı konduğunda içine düşülen boşluk bilinçsizlikten dolayı oldukça büyük. Uzunca bir süre havada asılı kalmış gibi bir o yana bir bu yana savrulduğunu hissediyor insan.

On bir yıl önce kızım daha çok küçükken bir türlü anlam veremediğim ağız burun uyuşmaları yaşamaya başladım. Dönem dönem şiddetli baş ağrıları, neredeyse şuur kaybına giden boşluklar. İlk başlarda geçer anlık yorgunluklar, yoğunluklar diye düşünürken işin boyutu giderek değişmeye başladı. Araç kullanırken başıma bir şey gelecek diye endişe duyar oldum. Bir gün, “Ben buna artık dayanamıyorum.” deyip randevu bulabildiğim en yakın devlet hastanesine gittim.

Kardiyologlarla ilk tanışmam bu değildi.  Daha önce de bir trafik kazası sonrası tansiyonum yükseldiği, zaman zaman sol kolumda ince sızılar hissettiğim için de özel hastanelerdeki doktorların kapısını çaldığım oldu. Hatta ismini vermeyceğim bir doktor, dava etsen edilir, “Sizin kalbinizi durdursam yarım saat sonra kendiliğinden çalışmaya başlar, o kadar güçlü.” deyip muayene süresi boyunca şeker hastalıkları üzerine kurduğu web sayfasının reklamını yapmıştı. Benim o ince sızılarım, sol göğsümdeki ağrılarım zamanla başka bir boyuta ulaştı. Randevu bulabildiğim bir devlet hastanesine koşarak gittim. Hiç unutmuyorum, daha uzmanlığını belki de tamamlamamış genç bir doktor, ultrasonla kontrol esnasında “Sizde aort anevrizması var, takibe alınmalı, uzman bir hastaneye gitmelisiniz. Sınır kadınlar için 50 mm, sizin aortunuz 43,9 mm olmuş.” dediğinde duvara tosladım desem yalan olmaz. Normal ölçü ne kadar diye sormuştum ilk olarak, 25-30 mm civarı demişti. Ben aort damarımı neredeyse ikiye katlamışım ama hayat telaşında bunu tam olarak anlamam zaman almış.

Apar topar bir kalp hastanesine gittim (devlet kurumu). Bunu özel hastanelerdeki hizmetlerden ağzımın payını almış biri olarak özellikle belirtiyorum. Şanslı olduğum taraf, o hastanede alanında uzman bir aile dostumuzun hekim olarak çalışıyor olmasıydı. Tüm tetkiklerim aynı öğleden sonra birkaç saat içerisinde tanımlandı. Genç doktorun teşhisi onaylandı. Detaylı damar ölçümünde sonuç 44 mm çıktı. Ben içi boş bir çuval gibi yere yığılmak üzereyken reçetelere; tansiyon, ritm düzenleyici ilaçlar yazıldı, öneriler getirildi. Henüz ameliyat sınırına gelmemiş. “Dikkat edersem bir ömür de bu şekilde kendimi koruyabileceğimi,” söyledi doktor.

“Stresten uzak duracaksın, kesinlikle ağır kaldırmayacaksın, kendini yormayacaksın, ağır spor yapmayacaksın, tuz tüketmeyeceksin, grip gibi hastalıklardan uzak durup öksürmeyeceksin göğüs kafesinde basınca neden olur, sindirim sistemin mükemmel çalışmak durumunda, tansiyonun yükselmeyecek, günlük hafif tempolu yürüyüşlerle vücudunu zinde tutacaksın vs. vs.” O zaman kızım daha dört yaşındaydı ve kesinlikle ağır kaldırmamam öğüdü benim onu bir daha kucaklayıp yukarı kaldıramama anlamına geliyordu. Çalışıyorum, evde küçük bir çocuk benim yorulmamam gerekiyor. Her şey daha doğrusu benim zihnimin içi bir anda tepe taklak oldu.

Bunları, süreci yaşayan biri olarak yazıyorum. Bu aslında yeni bakış açısı, yeni yaşayız biçimi geliştirilmesi gereken bir durum. İlk günlerde duvara 250 km’yle çarpmış gibi hissetsem de bir gün kendime “Kararıp oturmakla olmaz hayat devam ediyor, yeni bir anlayış geliştirmeli ve hayata yeni halinle uyumlanmaya çalışmalısın.” dedim.

Üç dört ayrı doktora gidip durumu teyit ettirdim. Hepsi aynı şeyleri tekrarladı. Stressiz, hafif tempolu bir hayat.” Haydi bakalım biraz yüklerinden kurtul.” dediler. Bu konuda eşime ne kadar minnet duysam azdır. Süreci en kolay anlayan ve benim için kolaylaştıran kişi oldu. Üzerinden on bir yıl geçti, elime bir ekmek alsam taşıtmaz.” Kızım biraz büyüyene kadar tam zamanlı bir yardımcı aldık, biraz büyüdükten sonra birkaç güne, sonra haftada bir gün derken süreci yavaş yavaş normalleştirmeye başladık.  

Süreci anlamayan yakınlarım oldu. Herkesin her şeyine yetişmeye çalışan ben kalan gücümle hayatımı yeniden kurgulamaya ve devam ettirmeye çalışırken ebeveynlerim tarafından hırpalandım, yetmedi onların yakınları. Kimse, “Sen ne haldesin?” diye sormuyor “Bizim için neden yapman gerekenleri yapmıyorsun?” noktasına geliyordu. Oysa ilk günlerde bir saat ayaktaysam bir saat yatıyordum. Bu süreçte çok ağır günler de geçirdik. Babam ağır hastalıklardan geçti, her şeye rağmen koşturdum. Pandemi döneminde eve kimseyi alamıyorsun, çocuğun dışarı çıkması yasak, yalnız bırakamıyorsun daha küçük. Derken babamın kaybı, içine düştüğüm zor durum iki kere üst üste covit geçirdim. Dört ay süründüm desem yalan olmaz. Aort damarım da 6-7 yıldan sonra o zaman 2 mm daha genişledi.

Kardiyologlardan biri hastalıklar konusunda aile geçmişimizi araştırırken babamın kalp hastası olduğunu öğrendiğinde “Erkek kardeşiniz varsa, bana gelsin demiyorum ama mutlaka bir kardiyoloğa görünsün.” demişti. o günlerde. Ben ağabeyime bunu söylediğimde “Benim bir şeyim yok.” diye fırçalamıştı beni. Bu sözü hafife almayın ağabeyimi sonra zor yetiştirdim doktora. İlk gittiğimizde kalp performansı %15’te seyrediyordu. Neyse ki Yüksek İhtisas Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesinde uzman kadroların konsültasyonuyla anjiyosu başarıyla gerçekleşti ve sıkı takiple kalp performansı 1,5 yılda yüzde altmışlara tekrar döndü. Bir ailede kalp hastalığı varsa çoluk çocuk herkes kontrol ettirilmeli. Tedbir hayat kurtarır.

Hala sabah akşam tansiyonumu ölçerim. Yükse çıkarsa yarım tansiyon ilacı içerim, düşükse birkaç adet zeytin yerim ya da bir soda içerim. O herkesin tuzlu ayran için önerisi benim için pek uygun değil. Direk tuz alımından kaçınırım. Benim için yüksek tansiyon 80-120, kalp ritmi 80 sınır bölgesi. 60-90 tansiyon, kalp hızı 60, tolerans olarak artı eksi 5 değeriyle hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum. Tansiyonum 55-85’in, kalp hızı 50’nin altına düşerse en ufak soğuk algınlığı, küçük bir zehirlenme baygınlık geçirmeme neden olabiliyor. Aort sıkı takip gerektiren bir durum. Doktorların tanısına göre ben asendan aort anevrizması taşıyorum. Yani kalbin hemen çıkışındaki bölgede damar genişlemesi var. Üstüne kalp kapakçığı yapısı da doğuştan normale göre farklı. Herkesin aort kapakçığı Mercedes amblemi gibi benim kapak bir dairenin ortadan ikiye bölünmüş hali gibi, biküspit kapak olarak tanımlanıyor. Kanın pompalanması esnasında damar duvarlarının her bölgesine eşit basınç uygulanmadığı için zamanla genişlemeye neden olabiliyormuş. Bu dünyaya uyumda zorlanmamda vardı bir neden bunu anlamam ancak kırklı yaşlarıma denk geldi. Kırık kalp, yorgun hayat… Aort anevrizma asendan ve desandan olarak ikiye ayrılıyor. Ben asendan olandan muzdaribim ama göğüs kafesinden karna doğru ilerleyen bölgede var olan genişlemeler desandan anevrizma olarak tanımlanıyor ve birçok insanda bu da görülüyor.

İlk başlarda tansiyonum yükselmesin diye hiç tuz kullanmadım, peynir/zeytin tüketmedim, hiçbir hamur işine elimi sürmedim ta ki ufak bir zehirlenme sonrası baygınlık geçirene kadar tabiri caizse çok düşük tansiyonla 6-7 yıl Leyla gibi dolandım. O gün sıfır tuzun tam olarak sıfır tuz demek olmadığını anladım. Bedenini tanıyıp takip edeceksin ona göre ilerlemeye devam edeceksin. Artık peynir/zeytin yiyebiliyorum. Tansiyonum düştüğünde yemeklerime biraz kaya tuzu öğütebiliyorum ama yemek pişirirken hala hiç tuz kullanmam. Hamur işlerine gelince oldum olası börek çörek çok sevmem; yaş itibariyle uzak durulması gereken vücutta her şeyden daha çok su tutan besin türleri. Üzerine kırklı yaşlarımdan sonra gelişen glüten hassasiyeti de eklenince pizza, makarna, hamburger, börek/çörek, poğaça, ekmek, hamur tatlıları bunların hiçbirini neredeyse hiç tüketmiyorum. İnsan olarak benim de nefsime yenik düştüğüm zaman zaman lahmacunların, mantıların ucundan tırtıkladığım oluyor elbette ama sonu genellikle pişmanlık. “Ah ne iyi ettim.” diyemiyorum bir türlü.

Her gün egzersiz mutlaka yapıyorum. Hareket oldum olası benim hayatımın bir parçası. Bir saatlik yürüyüşümü aksatmam; sabah ya da gün içinde yürüyemezsem mutlaka gece eksiğimi tamamlarım. Haftada 3-4 gün gece 10-11 arası televizyon izlerken hafif pilates hareketlerimi mutlaka yaparım. Kullandığım ritim ilacı hareket kabiliyetimi baskılasa da yaşıtım birçok insana göre daha hareketli olduğum söylenir. Hatta kızım, “Anne birçok arkadaşımdan daha enerjiksin,” der. Her şeye rağmen anlık yorgunluklar yaşıyorum, kendimi zorlamıyorum ve mutlaka dinleniyorum evdeysem yarım saat uyuyorum. Kendinize ve çevrenize faydalı olabilmek için öncelikle siz sağlıklı olmak durumundasınız.

Tanıyı ilk aldığım günlerde raporlu üç adet ilacım vardı. Bir yıl sonra birini tamamen kaldırdılar, ikinci yıl tansiyon ilacımın dozu yarıya düşürüldü, üçüncü yıl tansiyon ilacımı tamamen kesti doktor; sadece ritim ilacımla devam etmeye başladım. Dördüncü yılda ritim ilacımı da yarıya düşürdüm. Zaman zaman ihtiyacım olduğunda tam olarak alıyorum, ya da tedbir amaçlı tansiyon ilacım hep yanımda oluyor, bir yarım içiyorum. İhtiyacım olduğum kısmını atlamadan belirtmek istiyorum travmatik durumlar ilacınızı almış olsanız da kalp atışlarınızı normalin üzerine çıkarabilir dikkatli olunması gerekiyor. Bunun en ağır örneğini yoğun bakımda yatan babamın telefonla kaybını öğrendiğimde yaşadım. Kalbim tam olarak zembereği boşalmış bir saat gibi kesintisiz bir şekilde atmaya başladı ve ben en yakın koltuğa oturup “Sanırım ilaç içip herkese öyle haber vermeliyim.” diye düşünmüştüm. Yoksa ayakta duramayacaktım.

Bu kadar riskli bir hastalık taşımama rağmen kan değerlerimin hepsi sınır değerleri içerisinde çıkar. İlaçlarımın bu kadar azalmasının ve değerlerimin bu kadar iyi çıkmasının nedeni hareket ve beslenme kurallarına gösterdiğim özen.

Aort anevrizması sadece olduğu bölgeyi değil tüm vücudunuzdaki damar akışını etkiliyor bu nedenle dikkatli olunması gereken birçok alan var. Ağrı kesicileri, burun açıcıları, boğaz spreylerini kullanmakta zorlanıyorum. Kullandığım ilaçla etkileşiyor ve ben tüm vücudumdaki kan akışını hissediyorum ya da tansiyon dengemi bozabiliyor. Çok ihtiyacım olursa ağrı kesicilerin çocuk versiyonlarını ya da sadece Parol içerim. Onun için grip aşılarını sonbaharda mutlaka yaptırırım, pandemi döneminde aşılar üretilmeden önce evladiyelik zatürre aşısını ilk yaptıranlardan olabilirim. Aşı karşıtı görüşlerin yanında pek duramıyorum. Kronik bir hastalığım var ve salgın hastalıklardan uzak durmalıyım. Kışın kapalı, kalabalık ortamlara çok girmemeye özen gösteriyorum girersem de mutla maske kullanıyorum.

Bu kadar çok kriterle aort hastalarının gözünü korkutmak istemem ama benim yaşadıklarım belki de birçok hastanın yaşadığının yüzde yirmi beşi olabilir. Bir mühendis mantığıyla yönetiyorum sağlığımı. Verileri izliyorum, bu verilerde vücudumun dayanabileceği tolerans sınırlarını biliyorum. Yapılmaması gerekenlerden ve beni zorlayan ortamlardan uzak duruyorum.

Aort anevrizmalarının hastanelerdeki takip süreçlerinde de hekimlerin bakış açısı birbirinden farklı olabiliyor ancak ben edindiğim izlenimleri paylaşabilirim. İzleme sürecinde hiçbir aort hastasına efor testi ve normal anjiyo önerilmez. Ultrason ile izleme yapılır, damar kontrolleri bilgisayarlı anjiyografi ile gerçekleştirilir. İlk zamanlar, “Altı ayda bir bilgisayarlı ajiyo yaptırmalısın.” diyen doktorlar oldu, ancak bir kadın kardiyolog “Bir kere yapılmış durum tespit edilmiş bundan sonra ultrason ile izleyeceğiz, ihtiyaç olursa BT yapılacak. BT normal bir röntgen filminin 400 katı radyasyon içerir, altı ayda bir BT yapılması göğüs kanserine neden olur.” demişti. Aslında yapılmaması ve yapılmaması gerekenlerin listeleri düşündükçe uzayabilir ancak ben en temel olanları kaleme aldım.

Doğal olarak bu konuda uzmanların çok sayıda makalesi var ancak hasta yorumları internet sitelerinde kısa kısa yer buluyor. Hastalığı yaşayan ve bunu yazıya dökebilecek biri olarak, bunun bir korku değil yönetilmesi gereken bir süreç olduğunu açıklama gereği duydum. Zaman zaman çevremde bu tanıyı alanlarla karşılaşıyorum ve içine düştükleri paniği anlayabiliyorum. Aynı yollardan ben de geçtim ama alıştım ve hayatımı başarabildiğim kadarıyla kendim için kolaylaştırdım. Stresten uzak bir hayat elbette mümkün değil ancak zorunlu olunmayan stres kaynaklarından uzak durmak bir yöntem olabilir.

09.09.2026

Serap YENİLMEZ ÇETİN