<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504</id><updated>2011-11-27T15:40:04.464-08:00</updated><title type='text'>SÖZCÜKLER</title><subtitle type='html'>Bu sitedeki her metin yazara aittir, başka bir yerde kullanılamaz.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>25</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-9154782410661437182</id><published>2010-12-28T10:30:00.000-08:00</published><updated>2010-12-28T11:12:18.158-08:00</updated><title type='text'>İlkel Bir Varlık Olmalısın Sil Baştan...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Küser oynamazssınz bazen kendi kendine... Dağ kendini beğendiği sürece anlamsızdır küsmelerin... Yolunu başka dağa sür, tek yolun özgürlüğün ıssız bir adaya doğru... Bir ummana doğru koşuşun özgürlüğün, geride bırakmışlığın her şeyi.. Oyunun asıl başladığı yeni yer... Ey sözcüğüm nereye düşerse yolumuz boynumuz kıldan ince... Düş yola, ardındayım...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ucu bucağı olmayan, perspektif kurallarına göre düz ama gittikçe daralan bir yola girersin, sen gittikçe değimez aldığın yol... İki -iki hep aynı karada seyreder patikan, öyleyse bir arayışın peşindesin... Bilemezsin aynı sese kim kulak verir. İçinde kımıldanan bir düşe eklenirsin...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Düş(ün) kendini yarattığı anda hala... Bilir misin? Kaynağı bilinmez çağlayanın... Kim yarattı aynasını düşünün? Neyin peşinde parmakların bu akşam? İçine döndün farkında mısın? Kendinle kalmaya ihtiyacın var, sesini dinlemeye, sen olmaya, yalın ve vahşi bir yaratığa dönüşmeye, yeniden kendini yaratmaya...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlkel bir varlık olmalısın sil baştan; hiçbir şeyden nasibini almamış. Çürümüş bir salkım üzümü şişeye sen hapsedene kadar, sevinene kadar yeni bir kaşif edasıyla, kendinde kendini bulana kadar... Ellerin toprağa değmeli, çıplak ayaklı olmalsın dikenlerde, hiçbir şeyin eskisi gibi olmamalı , sen olmaya ihtiyacın var, uzaklaşalı çok oldu kendinden...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bileğinde altın takılar, borsada hisse senedi gibisin yıllar geçtikçe... Hiç sinene döndün mü düşlerin nice oldu sen evrildikçe? Neden terkettiker seni iki kağıt parçasına? Belki de ateşi yeniden keşfetmelisin kendine doğru... Sen, sen olmadıkça hep o yabancıyla yaşayacaksın kendi içinde...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cemre&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;28.12.2010 - Manisa&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-9154782410661437182?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/9154782410661437182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=9154782410661437182&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/9154782410661437182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/9154782410661437182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2010/12/ilkel-bir-varlk-olmalsn-sil-bastan.html' title='İlkel Bir Varlık Olmalısın Sil Baştan...'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-4425853318889756320</id><published>2010-03-25T01:32:00.000-07:00</published><updated>2010-03-25T01:37:11.214-07:00</updated><title type='text'>“TÜRKİYE’DE KADIN OLMAK ZOR, AMA ÇALIŞAN KADIN OLMAK DAHA ZOR”</title><content type='html'>8 MART 2010 ARZU SAKARYA YALGIN BİR GÜN GAZETESİNDEKİ RÖPORTAJI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük usta Nazım’ın sözlerinden yola çıktık ;&lt;br /&gt;-ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri  öküzümüzden sonra gelen kadınlarımıza sorduk: Türkiye’de çalışan bir kadın olarak yaşamak nasıl bir savaştır?  Çalışan kadın olmanın getirdiği zorluklar nelerdir? Bir okurumuzun   meslek hayatındaki zorluklar hakkında kadınlarla yaptığı röportajı yayınlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serap Yenilmez 35 yaşında - Endüstri Mühendisi/Yazar&lt;br /&gt;»Çalışma Yaşamında Kadın Olmanın zorlukları ile karşılaştınız mı ?&lt;br /&gt;Kişisel olarak direk bir şey yaşamadım ancak genelde kariyer planlamasında erkekler kadınlara göre daha avantajlı. Bu ülkemiz için genel bir sorundur. Ülkedeki anlayışın değişimi ile önüne geçilebilecek bir durum olabilir.&lt;br /&gt;»Sizce kadının medeni durumu toplumdaki ve iş yaşamındaki konumunda belirleyici oluyor mu ?&lt;br /&gt;Toplumun anlayışıyla ilgili etkili oluyor elbette. Evliliğin hala zorunluluk olarak görüldüğü bir toplumda yaşıyoruz. Bu her iki cinse de pürüzler yaşatabiliyor. Ancak ben durumun giderek değiştiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semra Elügür 32 Yaşında – Finans Uzmanı&lt;br /&gt;»Çalışma Yaşamına Kadın Olmanın zorlukları ile karşılaştınız mı ? Nasıl çözdünüz ?&lt;br /&gt;Türkiye’de kadın olmak zor ama çalışan kadın olmak çok daha zor. Sırf kadın olduğun için bazı işlerin üstesinden gelemeyeceğini düşünüyor olmaları çok can sıkıcı. İş programlamasını buna göre yapıyorlar.&lt;br /&gt;»Sizce kadının medeni durumu toplumdaki ve iş yaşamındaki konumunda belirleyici oluyor mu ?&lt;br /&gt;Evli olduğu için mesai saatleriyle dilediği gibi oynayabilen bir kadın çalışan tanıyorum mesela. Bekar olmanız demek sizin normalinden fazla çalışabilir olmanız demek veya hiç işiniz gücünüz yok demek. Bunun tam tersi durumları da yaşayabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mine Tekenturhan 47 yaşında – Öğretmen&lt;br /&gt;»Çalışma Yaşamına Kadın Olmanın zorlukları ile karşılaştınız mı?&lt;br /&gt;Çalışma hayatımda, evde bir eş ve anne olmanın zorluklarını yaşadım. En uzun süre çalıştığım dershane sektörü, kadın erkek ayrımı yapmaksızın sömürü düzenine dayandığından, salt kadın olduğum için zorluk yaşamadım.&lt;br /&gt;»Hem çalışan kadın, hem anne, Hem eş olmanın zorlukları nelerdir. ?&lt;br /&gt;Hem çalışan kadın, hem eş, hem de anne olmak her üçünde de çok başarılı olmanızı olanaksız kılar bence. Bunların arasında bir tercih yapmak zorundasınız. Dershaneciliğin çalışma koşulları çok ağırdır. İş yerinde biten iş, eve gelince ev işi olarak devam etti&lt;br /&gt;»Sizce kadının medeni durumu toplumdaki ve iş yaşamındaki konumunda belirleyici oluyor mu ?&lt;br /&gt;Kadının medeni durumu iş yaşamındaki konumunda etkili olmaktadır. özel sektör doğum yapma olasılığı olan , çocuğu hastalanınca eve gitmek isteyen , çocuğuna bakıcı bulmakta zorlanan kadınlarla çalışmak istemez.&lt;br /&gt;»Mesleğinizde özellikle kadın olmanızın dezavantajları nelerdir ?&lt;br /&gt;Benim mesleğim olan dershane öğretmenliğinde, kadın olmanın tek dezavantajı işten çıktıktan sonra da işinizin bitmemesidir. Sektörde kadın öğretmenlerin doğurmaya kalkışmadıkları ve emzirmedikleri sürece tercih edildiğini bile söyleyebilirim.&lt;br /&gt;Arzu Sakarya Yalgın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-4425853318889756320?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/4425853318889756320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=4425853318889756320&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/4425853318889756320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/4425853318889756320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2010/03/turkiyede-kadin-olmak-zor-ama-calisan.html' title='“TÜRKİYE’DE KADIN OLMAK ZOR, AMA ÇALIŞAN KADIN OLMAK DAHA ZOR”'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-3595692324003564086</id><published>2009-09-28T14:32:00.000-07:00</published><updated>2009-09-28T14:34:25.686-07:00</updated><title type='text'>BURSA EDEBİYAT KÜLTÜR DERNEĞİ ŞİİR ATÖLYESİ DUYURUSU</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Ca44rgX2qcU/SsErkhmRPzI/AAAAAAAAAuE/1Q7zBvRYEEk/s1600-h/BEK_siir_atolye_afis_240909.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386634535805992754" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Ca44rgX2qcU/SsErkhmRPzI/AAAAAAAAAuE/1Q7zBvRYEEk/s320/BEK_siir_atolye_afis_240909.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-3595692324003564086?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/3595692324003564086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=3595692324003564086&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3595692324003564086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3595692324003564086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2009/09/bursa-edebiyat-kultur-dernegi-siir.html' title='BURSA EDEBİYAT KÜLTÜR DERNEĞİ ŞİİR ATÖLYESİ DUYURUSU'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Ca44rgX2qcU/SsErkhmRPzI/AAAAAAAAAuE/1Q7zBvRYEEk/s72-c/BEK_siir_atolye_afis_240909.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-6579445588351293155</id><published>2008-11-13T05:00:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T05:04:38.049-08:00</updated><title type='text'>CİNSİYET UÇURUMU</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bugün gazetede okuduğum bir haberle sarsılıyorum. ‘Dünya Ekonomik Forumu Raporuna’ göre Türk kadını ‘ekonomik cinsiyet uçurumu’ açısından 128 ülke arasında 121. sırada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neye şok oluyorum ki? Taciz zanlılarının savunulduğu bir ülkede kadının ekonomik cinsiyet uçurumu açısından dünyada neredeyse son sırada olmasına neden şaşırıyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın erkek tartışması yapan herkese kızmakla geçirdim hayatımı. İnsan tartışması vardı bana göre, neyin nesiydi bu, cinsler ayrımı yaratarak bir yere varmaya çalışmak. Aynı çatıyı paylaştığı elmanın öbür yarısına karşı mücadele eden kadınlarla görüş ayrılığı içerisinde olduğum birçok nokta olmuştu hala da olduğu gibi. Mücadelelerini yanlış bir söylem üzerinden yürüttüklerini düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde başka bir şeyi daha farkediyorum. Bu saçma sapan söylemleri üretenlerin aslında haksızlığa falan uğradığı yoktu. Bunların birçoğu kadına yapılan gerçek haksızlığın ne olduğunu bile bilmiyordu. Birilerine yapışarak hayatını devam ettirmeye çalışan bu tiplemeler, söyleyecek başka bir şeyleri olmadığı için toplumda yer edinmek adına konuşuyorlardı. Kadının gerçek derdi daha yenilerde asıl muattapları taraflarından su yüzüne çıkartılıyor.Zaten sessiz, ezilen bir çoğunluk vardı ki onların bir duruş sergilemesinden bahsedilemezdi. Yazgıları doğduğu ilk günden çizilir bu kadınların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın ciddi bir şiddet altında. Kadınlara şiddet uygulayanlar sadece eşler de değil. Toplumsal kabüller kadını eziyor; kadınlar analarının, babalarının, kardeşlerinin baskısı altında yıpratılıyor önce. En ilginç olanı bu silsile içerisinde annelerin de yer alıyor olması. Sonrası malum, eti senin kemiği benim yaklaşımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddete kadınlar da erkekler de maruz kalıyor elbette. Bu ister darp, ister taciz, ister ekonomik boyutuyla olsun insanoğlu yaşadığı toplumun nitelikleriyle doğru orantılı olarak yaşıyor şiddeti farklı boyutlarıyla. Ancak bizim gibi gelişmeye direnç gösteren bir ülkede kadınlar biraz daha şanssız. İkinci sınıf gibi algılanıyor. Bunu gerçek pompalayıcıları yine kadınlar. Son günlerde televizyonlarda boy gösteren tacizcinin yeni yetme eşi de bunun bir göstergesi. Her ne kadar güneş gözlüğüyle ifadesini saklamaya kalkışsa da devekuşu örneğine benzetiyorum ben kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada ben kadınlara seslenmek istiyorum. “Uyanın.” “Bu toplumun gelişimine direnç götermek yerine destekleyici olun.” diyorum. Sayın beyler “Annelerinizin, kız kardeşlerinizin, kızlarınızın, eşlerinizin, sevgililerinizin saygınlığını düşünerek hareket edin” demek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabularından, kabuklarından, sıyrılamayan bu ülkenin bu tür şeyleri daha ne kadar zaman çekmek zorunda olduğunu düşünmek bile istemiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serap YENİLMEZ&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;13.11.2008&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-6579445588351293155?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/6579445588351293155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=6579445588351293155&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/6579445588351293155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/6579445588351293155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2008/11/cinsiyet-uurumu.html' title='CİNSİYET UÇURUMU'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-3669936907199938798</id><published>2008-04-14T13:23:00.000-07:00</published><updated>2008-04-14T13:28:14.081-07:00</updated><title type='text'>BİR ÇİÇEK TARLASI DÜŞÜN</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/SAO-CN0pq4I/AAAAAAAAASc/3MsYohtUcps/s1600-h/IMG_2706.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5189200140940454786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/SAO-CN0pq4I/AAAAAAAAASc/3MsYohtUcps/s320/IMG_2706.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-3669936907199938798?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/3669936907199938798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=3669936907199938798&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3669936907199938798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3669936907199938798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2008/04/bir-iek-tarlatasi-dn.html' title='BİR ÇİÇEK TARLASI DÜŞÜN'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/SAO-CN0pq4I/AAAAAAAAASc/3MsYohtUcps/s72-c/IMG_2706.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-1896034421430534292</id><published>2008-03-27T23:56:00.000-07:00</published><updated>2008-05-17T05:24:53.559-07:00</updated><title type='text'>CERVANTES MÜZESİ - VALLADOLID</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-y477F0JlI/AAAAAAAAASE/IuNckhTk8ww/s1600-h/IMG_2658.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182720610810472018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-y477F0JlI/AAAAAAAAASE/IuNckhTk8ww/s320/IMG_2658.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yfNrF0JjI/AAAAAAAAAR0/D0SxjvL6v6Q/s1600-h/IMG_2665.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182692328450827826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yfNrF0JjI/AAAAAAAAAR0/D0SxjvL6v6Q/s320/IMG_2665.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yfEbF0JiI/AAAAAAAAARs/pKdkFghSNEc/s1600-h/IMG_2664.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182692169537037858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yfEbF0JiI/AAAAAAAAARs/pKdkFghSNEc/s320/IMG_2664.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yebLF0JgI/AAAAAAAAARc/BStdj5lqw8Q/s1600-h/IMG_2663.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182691460867433986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yebLF0JgI/AAAAAAAAARc/BStdj5lqw8Q/s320/IMG_2663.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yeC7F0JeI/AAAAAAAAARM/M314jjmbwRs/s1600-h/IMG_2651.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182691044255606242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yeC7F0JeI/AAAAAAAAARM/M314jjmbwRs/s320/IMG_2651.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yd6LF0JdI/AAAAAAAAARE/DtNodRdXRBU/s1600-h/IMG_2644.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182690893931750866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-yd6LF0JdI/AAAAAAAAARE/DtNodRdXRBU/s320/IMG_2644.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-ydYLF0JcI/AAAAAAAAAQ8/Kpcfu-TIEs4/s1600-h/IMG_2643.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182690309816198594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-ydYLF0JcI/AAAAAAAAAQ8/Kpcfu-TIEs4/s320/IMG_2643.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-ydI7F0JbI/AAAAAAAAAQ0/hsViqoxLUFU/s1600-h/IMG_2640.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182690047823193522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-ydI7F0JbI/AAAAAAAAAQ0/hsViqoxLUFU/s320/IMG_2640.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-1896034421430534292?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/1896034421430534292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=1896034421430534292&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/1896034421430534292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/1896034421430534292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2008/03/cervantes-mzesi-valladolid.html' title='CERVANTES MÜZESİ - VALLADOLID'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R-y477F0JlI/AAAAAAAAASE/IuNckhTk8ww/s72-c/IMG_2658.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-1534403397939182390</id><published>2008-03-21T11:10:00.000-07:00</published><updated>2008-03-21T11:13:25.169-07:00</updated><title type='text'>ÇEL'İK GENÇLİK</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Dün gece Kanal D ‘de yayınlanan Mehmet Ali Birand’ın programını izledim geç saatlere kadar. Katılımcıların çoğunluğunun üniversite öğrencisi olduğu programda bir şey çok dikkatimi çekti. Düşünceleri tarafımdan kabul görebilirdi görünüşte, ancak biçim son derece yanlıştı, tutarsızdı. Sanki ağızlarında sakız varmış gibi konuşuyordu hepsi.Çeldiricilere yenik düşmüş bir gençlik... Hoş bir yandan kendi kuşağıma da bakıyorum, kendime, benden öncekilere. Kimler çel(diril)medi ki. Kimler.... Ahhh ahhh.... Maddenin içerikten daha önemli olduğu, söylemin gerçeklerin önüne geçtiği günümüz dünyasında kimler yanılmadı ki...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-1534403397939182390?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/1534403397939182390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=1534403397939182390&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/1534403397939182390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/1534403397939182390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2008/03/elik-genlik.html' title='ÇEL&apos;İK GENÇLİK'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-7744855316738828523</id><published>2008-02-01T05:19:00.000-08:00</published><updated>2008-02-01T05:22:11.592-08:00</updated><title type='text'>"VE SUSTU ŞEHİR" FOTOĞRAFLARI SERİSİNDEN</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R6Mc06BDKuI/AAAAAAAAAQQ/YAKWbygedZo/s1600-h/33.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162001293149154018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R6Mc06BDKuI/AAAAAAAAAQQ/YAKWbygedZo/s320/33.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-7744855316738828523?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/7744855316738828523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=7744855316738828523&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7744855316738828523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7744855316738828523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2008/02/ve-sustu-ehir-fotoraflari-serisinden.html' title='&quot;VE SUSTU ŞEHİR&quot; FOTOĞRAFLARI SERİSİNDEN'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R6Mc06BDKuI/AAAAAAAAAQQ/YAKWbygedZo/s72-c/33.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-4811562268928968546</id><published>2008-01-29T23:35:00.000-08:00</published><updated>2008-01-29T23:36:42.088-08:00</updated><title type='text'>YAZARIN İLK YONTUSU 'VE SUSTU ŞEHİR' - BİRGÜL TELLİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R6Ao3KBDKnI/AAAAAAAAAPM/RlaxcOHQepY/s1600-h/vesustusehir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161170101013260914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R6Ao3KBDKnI/AAAAAAAAAPM/RlaxcOHQepY/s320/vesustusehir.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-4811562268928968546?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/4811562268928968546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=4811562268928968546&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/4811562268928968546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/4811562268928968546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2008/01/yazarin-ilk-yontusu-ve-sustu-ehir-birgl.html' title='YAZARIN İLK YONTUSU &apos;VE SUSTU ŞEHİR&apos; - BİRGÜL TELLİ'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R6Ao3KBDKnI/AAAAAAAAAPM/RlaxcOHQepY/s72-c/vesustusehir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-504268194845918593</id><published>2007-12-14T14:20:00.000-08:00</published><updated>2007-12-26T06:39:25.775-08:00</updated><title type='text'>YENİ ROMANDAN BİR BÖLÜM</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Taş olmuştu kadınım. Taş olmuştu, dayanamıyordu saldırılarıma. Taştan kabuk bağladı kendisine. Kılıcımın ucu kırıldı vurdukça. Taş olmuştu kadınım parmaklarından kanıyordu. Yüreği büyüyordu içinde, kocaman oluyordu, ağlamak istiyordu, o bir taştı artık, parmaklarından ağlıyordu. Kadınım taş olmuştu. Ben bir kadın sevdim sonra da taş ettim. Kadınımı dövüyordum, şiddet uyguluyordum, ağlatıyordum garip bir haz duyuyordum, kadınım taştan kabuk bağlıyordu ben vurdukça, ben vurdukça büyüyor çoğalıyordu kadınım, parmak uçlarından çiçek açıyordu dünyaya, ben kaybediyordum taç yapraklarını kadınımın. Kadınım çiçek açıyordu, su gibi akıyordu, dolup taşıyordu dünyaya da bana taş olmuştu kadınım. Kadınımı istiyordum, uykular bölüyordum koca dikenli taş ordularından, kadınım diye hıçkırıyordum, kadınım kadınım olmaktan çıkıyordu, kadım baş oluyor büyüyordu, kulağı geçiyordu usulca, yürüyordu karanlıkta, kadınım gidiyordu parmak uçlarından kanaya kanaya, çiçek açarak yol tutmuştu kendisine. Tohum döküyordu kadınım, dölüt oluyordu, kadınım doğum sancıları çekiyordu, parmak uçları doğuruyordu çocuklarını, parmak uçlarına sevdiriyordu adamını, kadınım sözcüklerine oynuyordu, çiçek açıyordu sayfaların arasında. Kan gölünden gelinciğe dönüşüyordu. Sarpa vuran adamlar düşüyordu kadınımın parmak uçlarından. Kadınım narindi, dili narindi, susardı kadınım, parmak uçlarından akardı intikamı. Kadınım kanardı parmak uçlarından, ben kana kana kan içerdim onun parmaklarından. Ahhh kadınım öyle bir yürek yarattın ki bende büyüyen, koşan, çoğalan; bir kadına yetmek istedim de birine yetemezken çoğaldıkça çoğaldın sen, parmak uçlarından üredin, ben bir çocuğu çok gördüm sana oysa sen bana binlercesini verdin. Kadınım diye ağladım. Parmak uçlarında üredin sen, çocuklarımız oldu senin parmaklarından sonra da torunlarımız, ben her gece onları sevdim, onların arasında kayboldum, gözyaşı döktüm de sana bir türlü eremedim kadınım. Sen parmak uçlarından ürüyordun delice, ben yetişemiyordum, eksik oluyordum sana, yetmeye çalışıyordum parmak uçlarımdan, sen kadındın durmadan ürüyordun, bencil oluyordum, kendimi dönüyordum sen ürerken. Doğum sancıları çekiyordun geceleri. Ben ne yapacağımı bilmiyordum, açtğın gelinciklerden nasıl beslenmeliyim, kadınım oluyordun, sonra da kadın soluyordum parmaklarından, kadın kokuyordun, şehir sen kokuyordu, rüzgar esiyordu o tepeden aşağı ve gece sana boğuluyordu, sen doğurdukça çoğalıyordun etrafımda. O çiçekli kokuna dalıyordum. Pencereyi açıp doğuya bakıyordum sana dönüyordum yönümü de kımıldayamıyordum, sen durmadan doğuruyordun ben yok oluyordum doğurgalarında. Sen gidiyordun usul usul, ben kabullenemiyordum kadınım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERKEK -KAHRAMANLARDAN BİR TANESİ&lt;br /&gt;06.12.2007&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-504268194845918593?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/504268194845918593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=504268194845918593&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/504268194845918593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/504268194845918593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/12/yeni-romandan-bir-blm.html' title='YENİ ROMANDAN BİR BÖLÜM'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-2116941021950824099</id><published>2007-12-08T22:35:00.000-08:00</published><updated>2007-12-08T22:36:41.809-08:00</updated><title type='text'>'YARIM KALMIŞ HİKAYELER'DEN VE SUSTU ŞEHİR'E - ERDAL ÖZDUR (BURSA HAKİMİYET)</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.bursahakimiyet.com.tr/in.php?is=haber&amp;amp;sec=makale&amp;amp;im=17216&amp;amp;id=50402"&gt;http://www.bursahakimiyet.com.tr/in.php?is=haber&amp;amp;sec=makale&amp;amp;im=17216&amp;amp;id=50402&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ERDAL ÖZDUR&lt;br /&gt;09.12.2007&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-2116941021950824099?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/2116941021950824099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=2116941021950824099&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/2116941021950824099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/2116941021950824099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/12/yarim-kalmi-hikayelerden-ve-sustu-ehire.html' title='&apos;YARIM KALMIŞ HİKAYELER&apos;DEN VE SUSTU ŞEHİR&apos;E - ERDAL ÖZDUR (BURSA HAKİMİYET)'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-1904417163420630369</id><published>2007-12-03T07:41:00.000-08:00</published><updated>2007-12-03T07:42:31.460-08:00</updated><title type='text'>YANILGI</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bu şehri neden sevemediğini yeni yeni anlıyordu. Yanılmıştı. Yanıldığı zamanları hep burada harcamıştı. Kale sandığı duvarlar yıkılmış, dağılmış kadın altında kalmıştı.  Bu şehre en son o denizin kıyısında küstü. Gözyaşlarını gömdü çakıltaşlarına çiseleyen yağmurla. Dalgalar yürüdü üzerine. Boğulacak gibi oldu, sıçradı ayaklandı kabaran suyun içerisinde. Islanmıştı, rüzgar esiyordu, hava bozuktu, hastalanacaktı. Titredi, soğuk düştü içine. Kozasını ördü. Kabuğuna çekildi. Kıvrıldı cenin gibi. O bir tırtıl oldu, sonsuzluk çöktü üzerine...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Serapy&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;03.12.2007&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-1904417163420630369?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/1904417163420630369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=1904417163420630369&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/1904417163420630369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/1904417163420630369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/12/yanilgi.html' title='YANILGI'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-587321717429245183</id><published>2007-11-27T07:54:00.000-08:00</published><updated>2007-11-27T07:56:15.419-08:00</updated><title type='text'>EDEBİYATA 'CEMRE' DÜŞTÜ - CANAN GÜLEÇ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R0w91-V8tWI/AAAAAAAAAOQ/c3IOwYlAufg/s1600-h/cemre1022.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137549272400311650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R0w91-V8tWI/AAAAAAAAAOQ/c3IOwYlAufg/s320/cemre1022.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; EDEBİYATA ‘CEMRE’ DÜŞTÜ&lt;br /&gt;Röportaj – Canan GÜLEÇ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğunda yazıyla tanışan, küçük kağıtlar üzerine içinden geçen sözcükleri mısralar aracılığıyla döken Serap Yenilmez, birikimini romana dönüştürürerek “Ve Sustu Şehir” dedi. Yazarın kitabında yarattığı başkahraman Cemre, okurları etkisi altında bırakırken edebiyat dünyasında incelemeye değer kadın karakterlerden biri olacağa benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz basılmış bir kitap, İstanbul Kitap Fuarı’nda okurla buluşan ve Bursa’ya 15 gün kadar önce ulaşan “Ve Sustu Şehir” bir çırpıda okumak zorunda hissettiğim bir kitaptı. Çabuk okumalıydım çünkü; kitabın yazarı Serap Yenilmez ile ilk fırsatta röportaj yapmak istiyordum. Çabuk okumalıydım çünkü; kitaptaki acılara dayanamamıştım ve bir an önce  sonuca ulaşmak istedim. Şehrin suskunluğunu satırlarına taşıyan Serap Yenilmez’i Yücel Balku Öykü Atölyesi çalışmaları sırasında tanıdım. Balku’nun yaşamını kaybetmesi üzerine Hakan Akdoğan’ın eğitmenliğinde devam eden atölye sonrasında roman çalışmalarına da başladı. “Ve Sustu Şehir” atölyeden çıkan ilk roman, Akdoğan’ın sunum yazısıyla okurla buluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı okurken bazen Cemre’yle aynı yürekten dünyaya bağırasım geldi, bazen Cemre’yi kıskandım hayatına sahip çıkabilmesi ile... Bazı zamanlar sayfaları çevirirken fonda Vivaldi’yi duyumsadım ve kitaba ara verdiğim sırada şehrin suskunluğunu duymaya çalıştım. Aklımda biriken ve cevap bekleyen sorularımla birlikte Serap Yenilmez’i karşıma alma zamanı gelmişti artık. Öykü Atölyesi günlerinden Kitap Evi ile bütünleştirdiğim yazarla, kitabın evinde kitabına dair sohbet ettik bir süre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalık bir ailede büyümüş yazar, bahçeli büyük bir evin gölgesinde karalamış ilk satırlarını. “Annem, babam, büyük anne ve büyük babam, iki erkek kardeşim ve yanımızda kalan kuzenimle sekiz kişilik bir aileydik biz, şimdi geriye sadece dört kişi kaldı işte...” Böyle bir iç çekişle başlıyor Yenilmez anlatmaya. O, kendi kendini keşfetmiş ve yine kendini sınırların ardına sıkıştırmış bir yazar. Küçük kağıt parçacıklarına yazdığı şiirler devamında yarısına kadar yazdığı bir romanı yakıp yok etmiş. Üniversite eğitimi almaya başladığında mesleğinde ilerlemeyi tercih eden yazar, sadece şirket bültenlerine yazılar hazırlar olmuş bir süre sonra. Serap Yenilmez’in kalemini şekillendiren ve yazmaya doğru kararlılıkla iten, öykü atölyesi oldu belki de... Olaylara anlık dokunuşlar değil geniş açıdan bakmayı seçen yazar romanla çıkış yapmayı tercih ettiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“BENİM ADIM KIRMIZI MI?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı okuduğum sırada dikkatimi çeken bir yazınsal benzerlik vardı, ancak yazarla konuştuğumda bunun bir öykünme değil gerçekten bir benzerlik olduğunu anladım. Ele alınan olay farklı kişilerin bakış açısından yazılmış. Bu durum Orhan Pamuk’un kaleme aldığı ‘Benim Adım Kırmızı’  ile benzer bir tarzı ortaya koymuştu. Bu konudaki düşüncemi Yenilmez ile paylaştığımda hafif bir tebessümle karşıladı, “Benim Adım Kırmızı mı? Aslında Orhan Pamuk’u severek okurum. Bu kitabı yazarken Veba ve Yüz Yıllık Yalnızlık adlı kitaplardan etkilendiğimi söylemek mümkün. Kırmızı’yı ise çok yıllar önce okumuştum. Olaya benden farklı gözlerle bakabilmek için farklı anlatıcılar seçtim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“YA MÜCADELENİN DIŞINDAKİLER”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı okurken hep merak ettim, Cemre ne kadar Serap Yenilmez’di acaba? Yaşanılanlar gerçek miydi? Onun hayatında da yitip giden bir kardeş var mıydı? Bunların cevabını almak için soruları ardısıra yöneltmek gereksizdi zaten. “Bu yazdıklarım gerçek bir hikaye” derken yazarın gözpınarlarında biriken yaşlar gerçeği ele veriyordu. Kitapta yitirilen kardeş Toprak’ın günlüğünden verilen satırları “Toprak olmak koymuyor da yalnızlık koyuyor en çok,” sözleri, yaşanan acıların rehberi bir anlamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serap Yenilmez sayfalarında siyasi bir mücadeleden bahsediyor, ancak bu siyasi mücadelenin hangi kanatta verildiğini anlatmıyor. Bu mücadele için neler yapıldığını da. Yazar, bu üstü kapalı duruma şu sözlerle açıklık getirdi: “Benim amacım siyasi bir olguyu anlatmak değildi. O mücadeleyi verenler kendi yollarında yürüyorlar ancak arkalarında kalanların durumunu anlatmak gerekiyordu. Ailelerin acısını, sorgulamalarını anlatmak istedim.”&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Canan GÜLEÇ (Bursa Meydan Gazetesi Kültür&amp;amp;Sanat Sayfası)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;27.11.2007&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-587321717429245183?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/587321717429245183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=587321717429245183&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/587321717429245183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/587321717429245183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/11/edebiyata-cemre-dt-canan-gle.html' title='EDEBİYATA &apos;CEMRE&apos; DÜŞTÜ - CANAN GÜLEÇ'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/R0w91-V8tWI/AAAAAAAAAOQ/c3IOwYlAufg/s72-c/cemre1022.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-2887074701839264711</id><published>2007-11-19T00:48:00.001-08:00</published><updated>2008-03-28T08:46:53.206-07:00</updated><title type='text'>Sevdiğini incitmenin albenisi ona sahip olma arzusunun önüne geçiyor çoğunlukla.</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Sevdiğini incitmenin albenisi ona sahip olma arzusunun önüne geçiyor çoğunlukla. Belki de başın dönüyor, egon yükseliyor. Kendini tavaf eder bir duruma geliyorsun. Aynı hızla, vazgeçmeden kendi kendini dönüyorsun. Kendi tekilin oluyorsun o zaman. Elinde bir kılıç saldırıyorsun sevgiliye hiç durmadan. Kanatıyorsun bile, isteye. Sonra da istavroz çıkartıyorsun gözyaşları içinde. Uyumuyorsun, sevgilinin sözcüklerini tekrar ediyorsun. Adım adım bir gölge gibi izliyorsun sevgiliyi ama sevgili artık kırgın, dargın, her şeyi geride bıraktı. Gidiyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-2887074701839264711?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/2887074701839264711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=2887074701839264711&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/2887074701839264711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/2887074701839264711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/11/sevdiini-incitmenin-albenisi-ona-sahip.html' title='Sevdiğini incitmenin albenisi ona sahip olma arzusunun önüne geçiyor çoğunlukla.'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-5177564722574258095</id><published>2007-10-24T01:36:00.000-07:00</published><updated>2008-04-29T05:31:10.504-07:00</updated><title type='text'>" VE SUSTU ŞEHİR " 27 EKİM'DE</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/Rx8EOP4XNUI/AAAAAAAAALk/uKcGf4HhXz8/s1600-h/Ãnizleme+-+Serap+Yenilmez,+Ve+Sustu+Åehir+KAPAK+TAM+RGB+3.jpg"&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5124819543798527298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/Rx8EOP4XNUI/AAAAAAAAALk/uKcGf4HhXz8/s320/%C3%96nizleme+-+Serap+Yenilmez,+Ve+Sustu+%C5%9Eehir+KAPAK+TAM+RGB+3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Serap Yenilmez umuda dokunuyor; umudun umutsuzluğa dönüştürülüşüne, çarçur edilişine, avuçlardan kayıp gidişine bakıyor, baktırıyor. Yalnızlığı, korkuyu, aşkı, dostluğu görüyor, gösteriyor. Onunla beraber giriyorsunuz bir cezaevine, onunla beraber gömüyorsunuz bir ölüyü mezarına, onunla beraber izliyorsunuz bir kenti tepeden sevgilinizle. Üstelik bazen size Camus eşlik ediyor, bazen de Marquez. Ne derse desin, anlıyorsunuz ki; temelde yazarın derdi; “büyük şehirlerdeki vebalı yaşamlar.” O, vebalıları arıyor. &lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Fonda Vivaldi var. Sahnede kentin vebalı yaşamları. Bir de yazarın umutsuzluğu, yalnızlığı, korkusu ve intikamı. O güçlü “dil”iyse, en büyük silahı…&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Not: (kitabın tanıtım yazısından)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-5177564722574258095?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/5177564722574258095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=5177564722574258095&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/5177564722574258095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/5177564722574258095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/10/ve-sustu-ehir-27-ekimde.html' title='&quot; VE SUSTU ŞEHİR &quot; 27 EKİM&apos;DE'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/Rx8EOP4XNUI/AAAAAAAAALk/uKcGf4HhXz8/s72-c/%C3%96nizleme+-+Serap+Yenilmez,+Ve+Sustu+%C5%9Eehir+KAPAK+TAM+RGB+3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-7229318228108803810</id><published>2007-09-18T03:59:00.000-07:00</published><updated>2007-09-18T11:24:16.420-07:00</updated><title type='text'>ALDIRMA</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bazen iyi, bazen kötü, bazen de hiçbir şeyin olmadığı bu şehrin sokaklarında dolanmak zorunda kalacaksın. Seveceksin ölümüne, ölümüne yılacaksın sevilmiş olmaktan. En yakın dostlarını kaybetme ihtimalin olacak, her şeye rağmen yanında olacağını bildiğin. Ona göre yanlış bir adamı sevdiğin için aklısıra cezalandıracak seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen nefret edeceksin bu şehirden. Kulaklarnı tıkayacaksın hakkında söylenenleri işitmemek için. Şehrin ne kadar büyük, aynı zamanda küçüklüğünü farkedeceksin. Parmaklıklar çevreleyecek seni, bir yandan diğer yana adım adım gitmenin mümkün olmadığı bu şehirde. Bir kelimeden derya bilgilere ulaşacaksın, insanlar tek kelimeden esir alacak hayatını. Bu şehirde doğmasan da bu şehirde yaşayacaksın, kanlı bir döngü sağlamazsan akışında hayatının. İşte bu şehirde boğulacaksın. Bu şehir üzecek seni güzelim, yavaş yavaş tükeneceksin. Nefesinden her verişinde dirhem dirhem eksileceksin mabedi ruhundan. Yalnızı oynayacaksın hücum eden kalabalıklara rağmen. Bir çiçek yetiştirmek iseyeceksin balkonunda, yaşadığını imleyen birşeylerin olsun isteyeceksin. Onu bile solduracaklar gönül bahçende. Aldırma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serap YENİLMEZ&lt;br /&gt;18.09.2007&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-7229318228108803810?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/7229318228108803810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=7229318228108803810&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7229318228108803810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7229318228108803810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/09/aldirma.html' title='ALDIRMA'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-3384626720590266595</id><published>2007-08-27T05:49:00.000-07:00</published><updated>2007-08-28T01:44:03.274-07:00</updated><title type='text'>LOST</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;LOST&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güruhların ilgi gösterdikleri şeylere karşı bende antipati oluşur. Lost dizisi için de aynı şeyi düşünüyordum. Bir de benim gibi tezcanlı birinin yetmiş dört bölüm için televizyon karşısında oturması düşüncesi bile korkutucu geliyordu. Birkaç arkadaşımın zorlaması üzerine diziyi izlemeye başladım. Üç sezonu iki haftada tamamladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Lost mekanı açısından tam da çağımız insanına sesleniyor. Şehir yaşantısından, kalabalığından, vurdumduymazlığından, suçundan, vukuatından, ikiyüzlülüğünden bıkan birçoğumuzun arka planda tutulmaya çalışılan ıssız ada hayali daha birinci bölümde karşımıza çıkıyor. Şehirlerdeki vahşetin boyutu artık akıl almaz bir boyut aldığı için vahşi hayat da karşımıza çıkabilecek tehlikeler daha fazla korkutucu gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lost akılcı bir mekan içerisinde kurgulanmış. Kahramanların farklı kültürlerden geliyor olması olayların akışında çok renklilik yaratıyor. Her an yeni bir durumla karşılaşılması izleyicinin diziden kopmasını engelliyor. Buna rağmen çok uzun tutulan her çalışma gibi Lost’un bazı bölümleri de gereksiz kalıyor. Çok rahatlıkla çıkarılabilir durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölümlerin içinde gereğinden fazla geriye dönüşler var. Issız bir adadan yola çıkılarak kahramanların geçmişlerine dönüşler abartılı ve can sıkıcı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;“Senaryoyu kendi bütünlüğü içinde mi değerlendirmeliyim?” diye sordum kendime. Adaya düşen herkesin geçmişte bir şekilde birbirleri ile bağlatısı var. Bir yerleşim bölgesinde uzun ya da kısa geçmişi olan herkes dolaylı şekilde birbirile bağlantılı mıdır? Kişilerin yaşamlarının bir labirent gibi birbirine çıkan yllardan oluşması şaşırtıcı gelir bana. Sidney yaklaşık 4,5 milyonluk nüfusu ile Avusturalya’nın en büyük yerleşim merkezidir. Böyle bir yerden kalkan uçaktan kurtulan kahramanların arasında bu kadar canlı bağlantılar oluşturulması kafamda senaryo için soru işareti yaratıyor. Her ne kadar eser gerçekdışı ögelerle beslenmiş olsa da kendi bütünlüğü içerisinde bile göze batar bir hal almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizi boyunca zaman açısından birbiri ile çelişen olaylar var. Bunun en belirgin örneği rahip Eko 815 sefer sayılı uçağın arka kısmından kurtulanlar arasındadır. Ancak kardeşi’ni daha önce bindirmiş olduğu kaçakçılık için kullanılan uçak kendi uçağından sonra adaya düşmüşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lost buna rağmen izlenmeye değer bir dizidir. Senaryo üzeride çalışanlar umarım eksiklikleri farkeder ve dördüncü sezonda daha dikkatli davranırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serap YENİLMEZ&lt;br /&gt;27.08.2007&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-3384626720590266595?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/3384626720590266595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=3384626720590266595&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3384626720590266595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3384626720590266595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/08/lost.html' title='LOST'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-6803396594367947468</id><published>2007-08-02T15:54:00.000-07:00</published><updated>2007-08-02T15:55:55.611-07:00</updated><title type='text'>HİSSELİ HARİKALAR KUMPANYASI</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bursa Açık Hava Tiyatrosu’nda bu akşam Hisseli Harikalar Kumpanyası vardı. Daha önceki yaz gösterileri gibi hınca hınç olacağını düşünmüştüm salonun. Oysa bir avuç denebilecek kadar azdık üç bin kişilik salonda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erol Evgin benim için çocukluğumdan beri ayrı bir yerde durur. Bu akşam da coşturdu geceyi. Türk, batı, folk… Hepsini çok güzel seslendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun başarılı kadrosuyla muhteşemdi. Yazarı Haldun Dormen de oradaydı. İnsanın kendi yazdığı oyunu yıllar sonra hala yönetiyor ve izliyor olması çok güzel bir duygu olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hisseli Harikalar Kumpanyası’nın bu akşam gösterdiği performans eskilerin kıymetini bir kere daha hatırlattı bizlere.  Bu yaz izleme fırsatı bulduğum çocukluğumun sanatçıları geçen yıllara rağmen aynı tadı bıraktı bende. Fatih Erkoç, Ajda Pekkan, Enrico Macias, Erol Evgin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi aydın kimliğiyle sahnedeydi. Düşleri, düşünleri günümüz sanat anlayışına göndermeler yüklüydü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Ağustos’da Sezen Aksu sahne alacak Açık Hava Tiyatro’sunda. Yeni bir şölen bizi bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-6803396594367947468?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/6803396594367947468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=6803396594367947468&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/6803396594367947468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/6803396594367947468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/08/hisseli-harikalar-kumpanyasi.html' title='HİSSELİ HARİKALAR KUMPANYASI'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-7713104173967949147</id><published>2007-06-06T00:50:00.000-07:00</published><updated>2007-06-11T22:55:02.395-07:00</updated><title type='text'>ÖZLEM</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Özlemin diğer adıdır sözcükler. Kendi ininde harcadığın anlar... Yirmi dokuz pervasız, gece, şarap... Bedelini yalnızlıkla taksit taksit ödediğin hesap tutarı... Bazen çok güçlü, bazen zavallı, olmadık anlarda bir sözleşmedir özlemek randevusu olmayan... Tadı eskide kalmış öpücükler... Tutarlı şeylerle imleyemediğin durumlar toplamı. Bazen onun yerine yastığına sarılmak, Frida şarkılarında ağlamak... Başkalarından ürkmektir özlemek, o yokken herkesten kaçmak, uzaklaşmak, anlamsız bulmak onsuz harcanan her anı. Kendine kapanmak , içinde aramak yoksa yanında köşende... Özlemek tadına doyum olmaz karanlık bir sözcüktür. Onsuz aşkın, aşkın onsuz olmadığı kaçış şeklidir. Kendinden, ondan, onun senden, kendisinden kaçtığı anlardır özlemek. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Serap YENİLMEZ&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;07.06.07&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-7713104173967949147?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/7713104173967949147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=7713104173967949147&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7713104173967949147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7713104173967949147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/06/zlem.html' title='ÖZLEM'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-3108487701793470376</id><published>2007-04-26T07:08:00.000-07:00</published><updated>2007-04-28T14:41:46.011-07:00</updated><title type='text'>MEKTUP</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Hayatta neyle karşılaşacağını hiç bilemeyeceksin. Yorgun düşeceksin düşünmekten, durdurabilsem diyeceksin, kurtlar kemirmeye devam edecek ne kadar dirensen de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebinde bir tren biletin olsun isteyeceksin, rayları olmadığı için bu şehrin hep üzüleceksin. Çekip gitmek isteyeceksin, zincirlerin engel olacak ilerlemene. Düşünüyorsun ya kaldıkça ne değişecek, belki de hiç. İşte o kararı veremeyeceksin, eline cebine atacaksın bir küçük bilet için avucun imzalarla dolu olacak, kapatamayacaksın..Yanık kokacak her yanın, burnunu tıkayacaksın dayanamadığında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat acımasız Cemre, dayandığın birçok şeyin zamanla yıkılıp gittiğini göreceksin. Hastalanacaksın öldüm sanacaksın ya da hastalandığında sevdiklerin korkacaksın. En korktuğun, yalnız hissettiğin anlarda annen hayattaysa ona sarılacaksın, eğer suç işlediğini düşünüyorsan onunla bile paylaşmaktan korkacaksın yaptıklarını, bir cenin gibi kıvrılıp kendini saracaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekmek kapına değil kendine güveneceksin, sıkı duracaksın... Ayağını yorganına göre uzatacak ama aciz olmayacaksın, kafa tutacaksın dünyaya. Kendini en yalnız hissettiğin anlarda kendine sarılacaksın. Korkma Cemre, öldüm sandığın anlarda yaşamak zorunda olduğunu anlayacaksın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serapy&lt;br /&gt;26.01.2007&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-3108487701793470376?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/3108487701793470376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=3108487701793470376&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3108487701793470376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3108487701793470376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/04/mektup.html' title='MEKTUP'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-7606132983041391408</id><published>2007-04-19T09:48:00.000-07:00</published><updated>2007-04-25T04:18:34.706-07:00</updated><title type='text'>ADAM</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/Ri4Bd9SVjhI/AAAAAAAAACI/nOJtBx6yato/s1600-h/untitled.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056981045762952722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/Ri4Bd9SVjhI/AAAAAAAAACI/nOJtBx6yato/s320/untitled.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sevmişti adam… Kadını özlüyor, yakınlaşıyor, onu canının içinde bir yerlere taşımak istiyordu her şeyi unuttuğunda. Hatırladığında değişiyordu işler. Önce heyecanlanıyor bir hızla tavana çarpıyor, can acısıyla geri dönüyordu sahip olduğu gerçeklere. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi içinde bulunduğu duruma lanet ediyordu. Kadından günlerce uzak durmuş, geri çekilmiş, aleni kaçmıştı bin bir türlü bahanenin eşliğinde. Sonra dayanamamıştı işte, Herkesi yanıltmıştı sevdiği kadınla baş başa bir yılbaşı gecesi geçirmek için..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bilmedikleri şehirde, hiç tanımadıkları insanların arasında balo salonuna girdiklerinde bin türlü soru işaretiyle başa başa kalmış yıl bitimine beş dakika kala elindeki ses dalgaları yayan kutuyla kendi içindeki uyumsuzluğun titreşimleri arasında oyun oynadığı için kadın yalnız girmişti yıla. Sonra da sinirlenip koşar adım balo salonunu terk etmişti. Adam elinde bir kadeh şarap, anlamsız sesler yayan cihazla dona kalmıştı olduğu yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Alo, oğlum, yavrum… Allah kahretsin çekmiyor herhalde.”, sesiyle irkildi yeniden. Kırmızı tuşa basıp kapattı dalga seslerini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır ağır merdivenleri tırmandı. Kartını okuttu, açtı kapıyı. Kadın bir genin halinde kıvrılmış yatıyordu, yüzü cama doğru olduğu için göremedi. Kapıyı kapatınca içeride şehrin loş ışıkları kaldı sadece. Etrafını dolandı yatağın. Gümrah siyah saçları kapamıştı o anda özlemle aradığı bakışlarını. Eliyle saçlarını geriye aldı, eğildi açıkta kalan boynunu kokladı dakikalarca… Sevgilisi olmanın en güzel yanı buydu. İnsanın içini dolduran, çoğaltan, özleten, koşturan, aratan, uyutmayan bir yanı vardı bu kokuların. Öpücükler kondurdu üşümüş tenine, sonra battaniyeyle kapattı açıkta kalan omuzlarını. Üzerindekileri çıkarıp, uzandı yanına. Genin halindeki kadını sıkıca sardı. Kolları uzun, genişti omuzları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun kuralını iyi biliyordu artık kadın onun omuz çukuruna bayılırdı, aynı adama kızar kaçar, oyun onun omuzlarında sonlanırdı. Adam aynı kadından kaçar zaman geçince, tekrar gelip kadına sarılırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyudu kadın adamın omuzlarında, kırgın genin, yumuk haliyle uyudu gücünü toplayabilmek için, adam affedilmek için bekledi saatlerce uyuttu onu, kendi tanımlayamadığı duygularını uyuttuğu gibi. Sonra kendinden geçti, o da uyudu aynı battaniyenin altında. Sıcak, huzur, sevgi, kırgınlık, uzak yakın, aşk, ihtiras, suç hepsi aynı battaniyenin altında derin bir hazla aynı uykuya dalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra uyandı adam, genin doğumuna tanık olamadan. Bebek doğmuş, hareketlenmiş, darmadağınık olmuştu yatağın içinde. Başı hala omuz çukurunda, uyandırılmayı bekleyen haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;03.04.2007&lt;br /&gt;Serap YENİLMEZ&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-7606132983041391408?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/7606132983041391408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=7606132983041391408&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7606132983041391408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7606132983041391408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/04/sevmiti-adam.html' title='ADAM'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Ca44rgX2qcU/Ri4Bd9SVjhI/AAAAAAAAACI/nOJtBx6yato/s72-c/untitled.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-1971667662187592626</id><published>2007-04-19T09:36:00.000-07:00</published><updated>2007-04-24T06:04:46.232-07:00</updated><title type='text'>ÇOCUĞUN ÖYKÜSÜ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yetişkin kendini tavaf eder halini çocuğun aynasından yansıyan şekli ile görmüştü. Mevlevi gibi kollarını iki yana açıp hayatını böldüğü üç yüz altmış adımı aynı hızla geçmişti hep. Frene basmayı başaramadığı için kaçırdıkları, çocukla birlikte bir tokat gibi inmişti yüzüne. Kendi DNA’ sının yeniden varoluşu önce bir yabancılık sonra ılıman bir sevgiyle kendisini su yüzüne vurmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süreçti çocuk yetişkinin adım adım geçtiği ya da yeniden büyüme aşmasında ızdıraplar, karanlıklar, depremlerle yaşatılan bir değişimdi yetişkin için. Artık bir savaş başlamıştı yetişkinin dünyasında… Meyvesini veren ağaç, mevsimlerin değişimi ile birlikte karşılaştığı zorluklara daha güçlü kol ve kanat hareketleri ile direnmek zorundaydı. Yetişkin maddesel kazanımların yanında, kendi handikaplarını yendiği yeni bir kendi için çabalayacaktı artık. Kendi etrafında aynı hızla dönerken; “Çocuk başka bir ben olabilecek mi?” sorusuyla karşı karşıya kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gergin benlik akşama kadar para kazanmak için çabalayacak, bir taraftan kaçtığı birlikteliğin meyvesine sahip çıkarak ayakta durmaya çalışacaktı. Çocuk uzaklaşan benliklerin tutarsız ilişkisinden yola çıkarak ya sahiplenmeye çalışacak ya da öteki olma yolunda kanat çırpmaya başlayacaktı. Kollarını iki yana sallayarak koşuyordu işte, sonra kendi etrafında dönüyor, mümkün olduğunca göz temasından kaçıyordu tıpkı yetişkinin korktuğu, cesaret edemediği şeylerin farkında değilmiş halindeki kaçışı gibiydi. İlgilendiği ama onu mutlu etmeyen milyonlarca detayın arasında bocalıyordu çocuk, yetişkinin kendisini o duvardan bu duvara vuruşlarındaki acıyla neredeyse aynıydı varoluş biçimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişkin içinde bulunduğu örümcek ağıdan kollarını uzatıp çocuğu korumaya çalışırken çocuğu kendi karanlığına sürüklüyordu yavaş yavaş. Kuşku, korku, telaş, şaşkınlık eski benlikte hem kendi hem yeni kendisi için yaşanıyordu artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzur çocuğun insanın içini ısıtan varlığı olarak yetişkinin halesi boyutuna geliyor, yetişkin kimse için feda etmediği kendini feda edebiliyordu. Egosu çok yükseklerde seyreden benlik için bile kural değişmiyordu. Kendisini öteki gibi gören yetişkin egosunun gerçek boyutunu, sakladığı korkularını telaşlı haliyle istemeden ele veriyor, saklanmanın yollarını arıyor, kendini cenderede hissettiği için kendi gerçeğinden kaçıyordu. Ötekiler artıyordu zamanın içerisinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15.02.2007&lt;br /&gt;Serap YENİLMEZ&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-1971667662187592626?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/1971667662187592626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=1971667662187592626&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/1971667662187592626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/1971667662187592626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/04/ocuun-yks.html' title='ÇOCUĞUN ÖYKÜSÜ'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-7598109412582881371</id><published>2007-04-19T01:54:00.001-07:00</published><updated>2007-04-21T14:29:22.302-07:00</updated><title type='text'>GİRDAPLI KARANLIK</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Ben seni yüreğinden yaraladım değil mi? Öyle bakma yüzüme suçlanıyorum. İçim delik deşik oluyor her seferinde. Gözlerine zorlanıyorum, direniyorum küskün karşılamalarına. Bakma yüzüme öyle, sana anlatamadığım esaretin içinde boğulup gidiyorum sadece. Kaybetmekten korkuyorum bir gece yarısı seni. Sessizliğine boğuluyorum, ıssız çöllerde deva topluyorum kendime. Bir hayalin peşinden koşturuyorum farkında değil misin? Umut arıyorum demir parmaklıklarda, oysa herkes özgürlüğün kahramanı sanıyor beni. Bana tapanlar var biliyor musun? Birkaç kuruş etmeyen peşinde koşturduğum hayallerin tutsak kahramanıyım ben. Sevgime suç ortağı arıyorum aslında, yanında süt dökmüş kedi gibi dolanmaktan başka çarem yok. Yalnızlığımda sükûnetin ılgımlarına tutundum. Lal oldum, sağır oldum… Öyle bakma yüzüme hain, seni ne zaman ellere teslim ettim? Söylesene! Suskunluğum çaresizliğimin eceli gibi dönüp dolanıyor başucumda. Çöl kumunda iğne arar gibiyim bu günlerde. Tüm gücümü kuşanıp kasırgalara yol biçiyorum gök kubbenin sonsuzluğunda, bir dakika önceki krallığımdan kurtulup suratıma yediğim yalnızlığın kölesi oluyorum yeniden. Kâbuslara yatıyorum yokluğunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sarhoşun narasına gıpta edip, korkaklığıma gözyaşı döküyorum istemesem de. Acizliğime başkaldırıp, içimi kemiren kedere boyun eğiyorum. Birkaç mısra, birkaç satır… Neye yarar? Tutunduğum, nefes aldığım her şey uçup gidiyor elimden. Aşıma katık ettiğim zehir gecelerle savaşım. Taşa tutacaklar beni anlasana. Yerle bir oldu hayatım. Bel kemiği sokaklara fırlatılmış, kötürüm tutsaklığımdan karanlık isimler takıyorum yokluğuna. Çıplak ayaklı çocukluğuma koşturup, yardım dileniyorum. Sevdana tutunduğum yolsuz geçitlerde arıyorum seni. Işığı tükenen mevsimlerin yalancı şahidi gibi bir o yana, bir bu yana savruluyor bedenim. Sürgün müyüm ben? Bu zincir halkaları ne zaman doladılar boynuma? Öyle suskun, öyle durgun dolanma artık. Derin uğultulara kulak tıkayıp, kasım patlarından sonbahar şarkıları besteledim her şeye rağmen. Suyum ısınıyor, el alem yıkılan duvarlarımdan, kırılan pencerelerimden beni gözlüyor. Günahlarımın bedelini yazacaklarmış büyük kâğıtlara. Bıyık altından tükürük saçıp, intikam alıyor her biri. Taşa tutacaklar anlasana, susuyorum. Öyle kırgın bakma bana, ben senin gözlerine tutkunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık mahzenimde birkaç kitap bakındım bugün. Hepsi eski yazarlar. Her biri seni anlatıyor. Anlamadım. Biri katran gözlerinden bahsetmiş, diğeri aşkın fırtınalı üçgenine seni sarmış aldırmadan. Nasıl olur? Kimsin sen? Yürüdüğüm yolların idarecisi kesildin başıma. Kalabalıklarda gölgelerin dolanıyor arkamda, kitaplarımın arasında öykülerin. Pencereyi açtığımda kokundan fırtınalar esiyor, nefessiz kalıyorum. Yine düştü yüzün, şakaya hiç gelmiyor narin hallerin. İtiraf etmekten başka çarem kalmadı anlaşılan. İçimde tutkun bir sevda taşıyorum ben. Bakındığım her köşede, kokladığım her nesnede istemesem de seni buluyorum. Taşa tutacaklar beni, korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemi aldı başını gidiyor engine doğru, güvertede yapayalnızım. Pusarık bir hayale el sallıyorum belli belirsiz. Bir akbabanın korkulu gelişiyle titriyorum. Öyle başıboş, öyle bitkinim ki... Kokmuş balıkla besleniyorum uzun zamandır farkında değilim. Kıyıda kafasını dizlerine gömmüş bir küskünden af diliyorum. Alev içindeki tütün topağıyla avutuyorum kendimi. Her gece karanlık deryaya demir atıp, gavur ölüsü yalnızlıklardan masum çıkışlar kolluyorum kendime. Hava açmıyor kaç gündür, küçük bir ışık demetini arıyor gözlerim. Vuslata doğru gidiyorum elimden tut, küsülecek zaman değil. Uçurum bir adım ötemde, yaldızlı şafaklar gibi el sallıyor. Boşluğa kapılmış gibi sürükleniyorum. Tut elimden kırgınlığına razıyım, küskünlüklerine diz çöküp yalvaracağım. Tut elimden. Girdap aldı alacak korkak bedenimi, fısıltıyla seslenecek takati bulamıyorum içimde. Gençliğimi duvarlara çivilediler, kayıp gideceğim her insan gibi. Rol yapıyorum farkında değil misin? Senden kaçıp, sana koşuyorum aslında. Paytak ayak izlerimden örümcek ağları örüyorum açmazların arasında. Sığınımdaki kahramanlardan kısa öyküler yazıp, dünyaya başkaldırıyorum. Biri nefretle sarsıyor beni. Korkuyorum, ama konuşmuyorum. Kale(m)de; sen, ben bir sırrın arkasında böyle yaşar gideriz sonsuza kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bencil değilim ben öyle bakma yüzüme. Hasta mısın yoksa? Rengin sararmış. Oysa bugün tuz tadında şekerli şerbetle besledim seni. Kırık bir taç yaprağı gibisin. Kırmızı kanatlarına ne oldu böyle? Hasta mısın söylesene? Duvarlara seni saklamakla suç mu ettim? Söylesene karanfil neden öyle bakıyor gözlerin? Çekip gider gibi bir halin var. Ya duvarlarım, ya kale(m)? Kime emanet ederim yokluğunu? Bugün böyle bitti karanfil, yarın mor başlayacak anlaşılan. İkimiz yok olduktan sonra gölgesinde korkuların, ne anlamı kaldı yaşananların. Hoşça kal karanfil, kırık birkaç satırla sızmayı dilenmekten başka çıkarım yok anlaşılan. Bir kere daha yaşarsam bunun ötesinde; önce seni bulacağım girdaplı karanlıkta, sonra hayatın akışına elinden çekiştirip senle koşacağım. Korkma karanfil herkes bencil sanıyor beni. Oysa ben sana koşuyorum farkında değil misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur deli yağıyor yine, seni benden alacak anlaşılan. Ben sana koşacağım, gücüm yetmiyor. Tut elimden karanfil gemi batıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serap YENİLMEZ&lt;br /&gt;03.06.2005&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-7598109412582881371?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/7598109412582881371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=7598109412582881371&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7598109412582881371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/7598109412582881371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/04/girdapli-karanlik.html' title='GİRDAPLI KARANLIK'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-3842454393990455635</id><published>2007-04-19T00:41:00.000-07:00</published><updated>2007-04-21T14:29:44.170-07:00</updated><title type='text'>KALE(M)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;kale(m)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kale(m)den insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kale(m)den kağıttan insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kale(m)den pembe kağıttan insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den pembe kağıttan insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den pembe kağıttan kambur insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den pembe kağıttan kamburu çıkmış insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den pembe kağıttan kamburu çıkmış aykırı insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den pembe kağıttan kamburu çıkmış aykırı küskün insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den, pembe kağıttan, kamburu çıkmış, aykırı, küskün insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den kaçmış, pembe kağıttan, kamburu çıkmış, aykırı, küskün insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den kaçmış, pembe kağıda sığınmış, kamburu çıkmış, aykırı, küskün insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den kaçmış, pembe kağıda sığınmış, yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurşun kale(m)den gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece kurşun kale(m)den gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gece kurşun kale(m)den gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;katran bir gecede kurşun kale(m)den gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;katran bir gecede kurşun kale(m)den gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün sarı insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;katran bir gecede kurşun kale(m)den gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;katran bir gecede kurşun kale(m)den gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli, sıska insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmurlu katran bir gecede kurşun kale(m)den gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli,sıska insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmurlu katran bir gecede kurşun kale(m)den gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli, sıska insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli, sıska insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli, sıska insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli, sıska insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli, sıska insanları düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda yazmaya sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda yazmak için sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı, küskün, sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda yazmak için sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı düşmüş, küskün, sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda yazmak için sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı düşmüş, küsüp kapanmış, sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda yazmak için sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı düşmüş, küsüp kendini kapatmış, sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda yazmak için sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı düşmüş, küsüp kendini kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorulunca kamburu çıkmış, aykırı düşmüş, küsüp kendini kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı düşmüş, küsüp kendini kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı durumlara düşmüş, küsüp kendini kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı bir duruma düşmüş, küsüp kendini manastıra kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı bir duruma düşmüş, küsüp kendini kayalıklarda manastırlara kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den ulu dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı bir duruma düşmüş, küsüp kendini kayalıklarda taştan manastırlara kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den ulu dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı bir duruma düşmüş, küsüp kendini orman kayalıklarında taştan manastırlara kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den ulu dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı bir duruma düşmüş, küsüp kendini orman kayalıklarında taştan manastırlara kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları hatırlayınca kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den ulu dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda sadece gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı bir duruma düşmüş, küsüp kendini orman kayalıklarında taştan manastırlara kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları hatırlayınca kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den ulu dağlara gizlice kaçmış, pembe kağıda sadece gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı bir duruma düşmüş, küsüp kendini orman kayalıklarında gök taştan manastırlara kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları hatırlayınca kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den ulu dağlara gizlice kaçmış, pembe mühürlü kağıda sadece gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı bir duruma düşmüş, küsüp kendini orman kayalıklarında gök taştan manastırlara kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları hatırlayınca kaygıyla düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağanak yağmurlu katran bir gecede kurşun kapılı esrarlı kale(m)den ulu dağlara gizlice kaçmış, pembe mühürlü kağıda sadece gerçeği yazmak için sığınmış, hayattan yorgun düşünce kamburu çıkmış, aykırı bir duruma düşmüş, küsüp kendini orman kayalıklarında gök taştan manastırlara kapatmış, solgun sarı benizli, sıska insanları hatırlayınca kaygıyla düşünüyordum sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.08.2005&lt;br /&gt;Serap YENİLMEZ&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-3842454393990455635?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/3842454393990455635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=3842454393990455635&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3842454393990455635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/3842454393990455635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/04/kalem.html' title='KALE(M)'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7794157988663570504.post-9032620901281528733</id><published>2007-04-19T00:17:00.000-07:00</published><updated>2007-04-21T14:30:05.475-07:00</updated><title type='text'>MUTLU AŞK</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Mutlu aşk yoktur ki!&lt;br /&gt;Eğer fırça darbeleriyle anlatabilseydim aşkımızı,&lt;br /&gt;Boğazıma kadar çamura saplanmış olurdum yanında.&lt;br /&gt;Ayakları zincirli çizerdim seni,&lt;br /&gt;Aşki tanımlayan koca bir çınar olurdu arkada,&lt;br /&gt;Kökleri sağlam, yaprakları olmayan.&lt;br /&gt;Fırtına çıkardı apansız,&lt;br /&gt;Ulu çınarın dalları rüzgara kapılırdı.&lt;br /&gt;Mutsuz aşka alkış tutan bir kalabalık resmederdim locada,&lt;br /&gt;Mutlu olsak taşlayacaklardı bizi nasıl olsa.&lt;br /&gt;Tuvalin üzerinde sadece ikimizin olduğu perdeye yağmur yağardı.&lt;br /&gt;Sevgilimdin sen,&lt;br /&gt;Gidilip gelinmeyen.&lt;br /&gt;Bazen bir şarkının ezgilerine tutunurduk,&lt;br /&gt;Bazen uzanır küçük buseler kondrurduk zincirlerimizden.&lt;br /&gt;Aynı denize bakıyor,&lt;br /&gt;Farklı limanlar yazıyorduk.&lt;br /&gt;Sadece öykülerimizde yaşayacaktık&lt;br /&gt;Düşlerimizi&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7794157988663570504-9032620901281528733?l=serapyenilmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/feeds/9032620901281528733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7794157988663570504&amp;postID=9032620901281528733&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/9032620901281528733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7794157988663570504/posts/default/9032620901281528733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serapyenilmez.blogspot.com/2007/04/mutlu-ak.html' title='MUTLU AŞK'/><author><name>Serap Yenilmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17613270046176193106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
